Maçtan önce şöyle tribünlere bakıyorum, neredeyse tüm taraftar grupları pankartlarıyla, tezahüratlarıyla, Türk Bayrakları ile tribünlerde. Her renkten taraftar kol kola omuz omuza, Galatasaray formalı, Beşiktaş formalı taraftarlar, geleneksel'in dışında Türkiye, Türkiye diye inletiyorlar stadı, maçtan önce "Yunanistan'dan gelen Fenerbahçe taraftarlarına hoşgeldin" diyen saçma sapan bir anonsla karşılayan faşist Sarkozy zihniyetine inat.
Bir millete duyulan korku ve kıskançlığın, nefrete dönüşmüş halidir o anons. Türk'ün gücü ve potansiyeline karşı olan bu hırs, ihtiras, ne reddetme ne kabul edebilme kararlılığını gösterebilen yaşlı Avrupa'nın tarihimiz boyunca yaptığı çirkefliklere bir tanesi daha eklendi. İnadına Türk olmak var ya, işte tribünlerde dün gördük. Orada bulunan bütün Türk vatandaşlarına ve Fenerbahçe taraftarlarına sonsuz minnet sunuyorum.
Tribünlerde böylesine muhteşem bir manzara varken, korkaklık ve ruhsuzluk yine göze çarptı. 2 sene önce istendiğinde çok şey yapılacağını öğrenmiş birkaç iyi adam dışında tel tel dökülen bir takım vardı sahada..
Tabii ki Fenerbahçe Futbol Takımındaki sıkıntı bunlar değil. Tek tek analiz etmektense kısa notlarla açıkladığımızda ortaya çıkan bazı gerçekler var ki, rakiplerimizin bazı eleştirilerini haklı çıkarıyor. Şapkaları önümüze koyup düşünmek gerekir. Maalesef takımda bazı oyuncular ve teknik heyetin anlayışı yetersiz.
Fenerbahçe takımı 2. dakikada gol yiyor, hemen ardından sahada Sarı-Lacivert bir fırtına esiyor. Akıllı, önceden sezilen seri paslar ve Vedo'nun muhteşem füzesi biraz umutlandırır gibi oldu ancak sonrasında Lille atakları tsunami etkisiyle geldi kalemize.
Daum'un deplasman fobisi bu, takımın değil. Rakip kim olursa olsun, deplasmanda alınan bir puanı veya beraberliği avantaj gören bir zihniyet böylesine büyük bir kulübün beklentilerini nasıl karşılar anlamak zor. Emre ve Cristian'ı tamamen ceza yayı önünde oynarken izliyoruz öndeyken veya zor bir maçta berabere iken. İlk yarıdaki Antalyaspor maçındaki golün bir kopyası gelecek iken, Alex'in çabasını eritiyordu Güiza.
Evet, tabii ki Daum'u da anlayabiliyoruz.
Aragones giderken bir açıklama yapmıştı. Biz o açıklamayı hiç okuyamadan piknik masalarına serdik o gazeteleri. Diyordu ki İspanyol Teknik Adam : "Josico konusunda beni eleştirdiler fakat benim yönetime verdiğim listede Josico alternatifin alternatifi bir oyuncuydu, istediğim tek bir transfer bile yapılmadı.."
En son hangi teknik direktörümüze çok ama çok istediği bir adamı tutup kolundan getirdik.. Hakan Bilal Kutlualp zamanında.
En son ne zaman futbolcular kulübenin dışına fırlayıp sırtlarına "12 Numaralı formayı" geçirecek kadar coşkuluydu ? Volkan Ballı kulübede onlarla birlikte iken..
Fenerbahçe'nin sorunu futbolcuların kapasite sorunu değildir. Hedefsizlik, başarıya tok olmak, ideallerden uzak, yorgun, çabuk pes eden bir ruha büründüğü için ahengi bozan oyuncular ve sırayla gelip geçen teknik adamları anlamaya çalışmakla geçirilen zamanlarda yitirilen birşeyler var. Ne Roland Koch'un motivasyon teknikleri, ne Daum'un özgüven aşıları çare olmuyor. Bu, apayrı bir yazı konusu..
Daniel Güiza
Bakmayın yukarıda matador yazdığıma. Bu adam bitmiş! Artık kafasında ne futbol oynamak var, ne kariyer hedefi ne de idealleri. Bırakalım klasik eleştirileri bir tarafa. O'na gösterilen sabır Semih'e gösterilseydi yakarışları da nafile! Semih ve Güiza'yı kıyaslamak bir kere hainliktir. Yarın başka takıma gittiğinde arkamızdan sallayacak olan Güiza bir tarafta, boş mukaveleye imza atabilecek kadar bu renkleri seven Semih bir tarafta. Güiza için illa İspanya'dan bir gönderme yapacaksak, şu meşhur domates savaşları aklıma geliyor. Domates güzeli Güiza!
Taraftarın tahammül sınırlarını zorlamak bir tarafa, sabrımızın finish çizgisini geçip, asabımıza tur bindiren Güiza'yı 90 dakika sahada tutmasının sebebi erken oyuncu değişikliğimi yoksa başka birşey mi bilemiyorum fakat, oyuncu değişiklik hakkım olmasaydı, 10 kişi oynamayı göze alıp yine çıkarırdım oyundan.
Sahaya bakınca insan çıldıracak gibi oluyor. Muhteşem (!) esprileri ile maça renk katar spiker, Gervinho oyuna girerken maçta verdiği birkaç yararlı nottan birini okuyor. "Gervinho, geleceğin en büyük yıldızlarından, 8 milyon avro değerinde.."
Mehmet Topuz, amatörlüğü yüzünden üç büyük kulübü birbirine katan ve spor gündemini işgal eden, geldiği günden "tek bir maçın yıldızı olamayan" Türk yıldız, 9 milyon avro.
Mali kriz hayat tarzı olmuş bir ülke'den verilebilecek en komik manzaralardan bir tanesi olarak tarihimize geçecek Mehmet sanırım, ve Ali Bilgin gibi bir iki sezon daha kulübede oturup unutulup gidecek..
Deivid maalesef sakat. Sakatlığı kalbinde Deivid'in. Daha iki sene önce deliler gibi atan kalbi onarılamayacak kadar kötü kırılmış. Kulübede midye bağladı milyonları sokaklara döken ayakları. Teşekkürler Aragones ve Daum. Bu taraftarı sevdiğinden, Deivid'i seveninden böylesine kolay kopardığınız için. Önümüzdeki sezon başka forma ile izleriz artık gollerini..
Volkan umursamazlığa tam gaz devam. Dünya'nın en iyi ve yeryüzünde kalan son kaleci olduğunu düşünüyor sanırım. Soğukkanlılığın bu kadar çok ama çok fazla. Yediği goller hatalı hatasız tartışılır. Ancak Volkan'ı izlerken önceki gibi rahat değiliz..
Eğer dün oradan kısmen avantajlı bir skor ile döndüysek bu bizim başarımız değil, Lille'in, tek avantajı bir iki iyi oyuncusu, bolca yürekli bir kadrosu ve inancı dışında Fenerbahçe ile yarışacak kapasitede olmayan bir kasaba takımı olmasındandır. Herşeye rağmen, iki takımımızın da turu geçeceğine inanıyorum.
Dünya'nın en büyük derbisinin, Dünya'nın en büyük turnuvalarından birinde final oynamasından daha büyük bir tanıtım, coşku olamaz. Finalin adı Fenerbahçe - Galatasaray olsun...
www.internetspor.com sitesinden 17 Mayıs 2012 07:45 Perşembe günü yazdırılmıştır.