Fenerbahçe taraftarı üzgün.. Bursaspor'la oynanan, 3-0 kazanılan kupa
maçından beri arka arkaya kaybedilen puanlar, giden liderlik değil
üzüntünün sebebi.. Formsuz oyuncular, Volkan'ın yediği akıl almaz
goller, Bilica'nın dengesizliği, Lugano'nun yokluğunda acz içinde gelen
atakları izlemek, gözbebeğimiz yeni yıldızımız dediğimiz Özer'in
formundaki tepe takla düşüş de değil.. Bunlar geçer, biz çok karakışlar
gördük... Üzüntünün sebebi bambaşka..
Burda Bursa maçındaki mağlubiyeti futbolcuların formsuzluğuna bağlamak
hata olur. Kadıköy Şükrü Saraçoğlu stadında başarıya inanmış bir takım
ve o takımın başında oyuncularıyla kardeş gibi olmuş bir teknik adam
vardı. Fenerbahçe'nin karşısında her kim ki arka arkaya 4 pas yaparsa
Fenerbahçe'nin ne orta sahası kalıyor ne direnci. Kulübedeki mantalite
oyuncuları ele geçirmiş, artık Chelsea deplasmanında maçın başında gol
yemesine rağmen topu alıp santraya koşan ruh maalesef yok.
Kara Büyü
Her hafta yazıyorum, her hafta da yazacağım. Volkan'ın yapmak istediği
birşeyler var. Bunun adı artık formsuzluk değil, sanki birileri
yeteneklerini silip atmış Volkan'ın. Acaba sezon sonu için biryerle mi
anlaştı, fiyat uygun olsun diye mi bunları yapıyor. Çılgınca fikirler
geliyor insanın aklına, sorumlusu suçlusu Volkan. Kaleye yapılan her
ortada yüreğimiz ağzımıza geliyor, çekilen her şutta gözlerimizi
kapatıyoruz. Kulübedeki korku önce sahayı ele geçirdi, sonra kalemiz
düştü ve şimdi 12 Numara Aragones döneminde bile olmadığı kadar umutsuz
ve endişeli. Bir takımın kalesi düştükten sonra 10 tane Alex olsa ne
yazar.
Dün akşamki oyuna bakıyorum, ilk yarı olağanüstü bir Fenerbahçe,
rakibini şaşırtmış, bunaltmış. Rakip top çevirmekten aciz, bireysel
yeteneklere dayalı sürpriz kontraataklara gidiyor. Ve o yıllarca
akıllardan silinmeyecek tribün sesleri yükselmeye başlıyor.. Semih,
Semih, Semih..
Hatalı mı 12 Numara ? Belki evet, belki hayır. Profesyonel Taraftar
diye birşey yoktur! Biz hep söyledik dost sohbetlerinde, boş tribüne
Fenerbahçe kartı reklamı koymak, bu taraftarı müşteri olarak görmek
zarar verir. Aziz Yıldırım yönetiminin kulüp yönetimi adına yaptığı
işlere kimsenin diyecek bir sözü yok. Fakat gidene üzülen, geleni üzen
taraftar olmak, özeleştiri yaptığımız her an kalbimizin kırılmasına
sebep oluyor. Yönetimin taviz vermez sert yüzü yine siz olun Başkan,
ama taraftarı bu hale sokmaya kimsenin hakkı yok.
Zico'yu gönderen bizmiydik ?
Aragones'i biz mi istedik ?
Güiza için heyecanlandık, ama sezon başında teklifler varken neden satılmadı ?
Köln'de küçük idealleri ile süslediği emeklilik günlerini yaşarken,
böyle büyük bir kulübün başına getirmek taraftarın fikrimiydi ?
Daha uzayıp gidecek, cevabı HAYIR olacak onlarca soru var ortada.
Pierre van Hooijdonk'u hala özlüyoruz.
Appiah basına ne zaman konuşsa, Fenerbahçe'yi unutamıyorum dediğinde yüreğimiz sızlıyor.
Hala Anelka gibi bir tanesi daha gelmedi.
Aurelio neden kaybedildi..
Edu - Lugano sinerjisi bize zarar mı veriyordu, sabredilemezmiydi sakatlığına.. Şu günlerde hazırdı belki de..
Lütfen, en azından 2 sene sonra bizi tatmin edici açıklama yapın.. Taraftarın taptığı adam Zico neden ayrıldı?
Volkan Ballı gibi bir "ağabey" neden kaybedildi?
Hakan Bilal Kutlualp nerede şimdi?
Sezon başında Lucescu derken, Zico ile tekrar barışalım derken bize kendi eskimizi giydirdiniz..
Dün gece haftalardır kapalı olan, gürleyen gökyüzü dayanamadı düştü
yere. Bizi bize kırdıran zehir kör etmiş gözümüzü. Galibiyet mucize,
beraberlik muhteşem diyen, canla başla çalışan Aykut Kocaman'ı ait
olduğu camia'dan koparmak için elinden geleni ardına koymayan Daum,
zehirli hançer gibi saplanmış bağrımıza. Kör olmuşuz.. 30 milyon
sevenin göz yaşları süzüldü Güiza'nın yanaklarından, sözlerimiz kör
düğüm oldu o'nun titreyen dudaklarında. Üzdük, ağlattık sonunda..
Bırakın giden puanları, kahrolduk..
Adam 5. viteste devirsiz gidiyor, tir tir titriyor, ısrarla gaza
basıyor.. Vites düşürüp devir yakalatmaktır kulübeye çekmek Güiza'yı..
Güiza yavaşladıkça, vites büyütüp daha çok tuttun sahada. Kulübeye
çekmenin motive edici bir etken olacağını bilemiyorsan, en azından bu
kadarını yapamıyorsan hani senin disiplinin, yaptırımın?..
Dünya'nın en iyi teknik direktörlerinden biri(ydin). Miyad dolmuş. Git
Daum. Lille maçını kazandır, ve istifa et lütfen. Henüz herşey için çok
geç değilken git.
Ve Aziz Yıldırım.. Senin kadar bu taraftarın kalbini kolayca kırıp,
aynı kolaylıkla kazanan bir Başkan daha gelmemiştir. Seni yıpratacağını
düşündüğün bazı şeyler var ki, seni bu taraftarın kalbinde ölümsüz
yapacaktır. Bir başkan olarak, baba olarak, camia'nın en tepesindeki
isim olarak bazı isimleri geri kazan.. Kişisel çekişmeleri bir tarafa
atın, varsın yanınızdan eksik olsun bir iki dalkavuk.. Buraya kadar,
"Aziz Yıldırım" olarak geldiniz, etrafınızda görünüp kaybolanlar
sayesinde değil.. Yıkın kuralları, bozun yeminleri Büyük Başkan..
Fenerbahçe'yi tanıyan, bilen, SEVEN, Fenerbahçe'nin kendi yetiştirdiği "evlatları"
olan Volkan Ballı ve Hakan Bilal Kutlualp ile başlayalım.. Böyle bir
büyüklüğün açtırdığı güneş, belki kalplerimize diktiğimiz Zico
heykelini de canladırır sıcaklığı ile.. El koyun başkan..
İnadına Fenerbahçe diyen, aşık taraftara ses verin, feyz alın.. Bizi Aşk Kurtaracak..
Not: Bana Bilica ile ilgili yazı yazmadığım için eleştiri yöneltiyorsunuz. Ben Bilica Fenerbahçe'nin oyuncusu değil diye sezon başında söylemiştim. Volkan'ı eleştiririm, çünkü Volkan'a ihtiyacımız var. Bilica ile ilgili yazı yazmaya değecek bir durum göremiyorum.
www.internetspor.com sitesinden 17 Mayıs 2012 07:45 Perşembe günü yazdırılmıştır.