Tarih, maziyi geleceğe taşır, olayları tekerrür zincirine bağlar, ibret alınmayarak yaşadıkça, film şeridi gibi tekrar sil baştan döner durur. Her başarı süreklilik taşımadığı gibi, mağlubiyetlerde her şeyin sonu değildir. Tabi ki hayat adına olduğu kadar, futbol adına da geçerlidir bu kural. Fenerbahçe’nin puan kaybı, yanlış anons ve son maçta kaçan şampiyonluğundan sonra, düzenin bozulduğu ve takımın uzun süre kendine gelemeyeceği söylenmişti. Ayrıca taraftarların kulübe inancının zayıflaması, oyunculardaki özgüven eksikliğiyle birleşmiş ve sorun aşılmaz olmuştu. Aynen şuan Galatasaray’ın başında dönen karabulutlar örneğinde olduğu gibi.
Olaylı teknik direktör değişikliğiyle Fenerbahçe, Beşiktaş’ın dünyaca ünlü yıldızlarının gerisinde sezona iddiasız bir şekilde başladı. Takım içerisinde oluşturulan uyum, inanç, çalışma ve motivasyonla aynı takım, iki hafta kala şampiyonluğun en büyük favorisi oldu.
Organizasyonların en temel kuralı; başarının gelmesinin beklenmesi değil, başarı hedefli çalışılmasıdır. Sorun ne kadar büyük olursa olsun ekipte bütünlüğü sağlayamazsanız, başarı o denli uzak olacaktır. Başta kulüp başkanı olmak üzere malzemecisine kadar takım birlik olmalı ve bir hedefe kilitlenmelidir.
Artık şampiyonluğa hayal gözüyle bakan ve mazi kalbimizde yaradır diyen Trabzonspor’un kişisel gelişime önem veren hocası Şenol Güneş ile ne kadar etkili hareket ettiği, ekibi toparlayarak önderlik yaptığı gözler önündedir. Süper ligde şuan Trabzonspor’un işi gittikçe zorlaşıyor. Fenerbahçe’nin zorlanarak ve spekülasyonları bol olan Karabük maçını Lugano’nun golüyle geçmesi, birkaç hafta üst üste kırmızı kartların verilmemesi, hakem hataları derken, bununla birlikte Trabzonspor’un Umut Bulut’un göz göre göre kaleye giden golüyle son dakikada kazanması heyecanı fazlaca yükseltmiş, tansiyonu arttırmış durumda. Ancak sonuç ne olursa olsun Şenol Güneş, hayat verdiği Trabzonspor ile alkışı fazlaca hak etmiş görünüyor.
Bu sezonda heyecanın daha fazla artmasının sebebi İstanbul derbileri kadar olmasa da, ezeli iki kulübümüzün zirveye oynamalarıdır. Fenerbahçe ile Trabzonspor’un rekabeti aslında çok öncelere dayanır. Belki de en önemli tarih 5 Mayıs 1996’dır. Fenerbahçe’nin yedi yıllık şampiyonluk hasretine on iki yıl şampiyon olamayan Karadeniz ekibiyle eklenince en az bugün olduğu kadar şampiyonluk ipini kimin göğüsleyeceği merak konusu olmuştu. Trabzon öne geçse de Fenerbahçe maçı kazanarak şampiyonluk yolundaki en büyük rakibini egale etmiş ve yıllarca süren hasrete Karadeniz ekibi yenilerini eklemişti.
Hatalardan ders alınmalı demiştik ya, yakın bir tarihi hatırlamakta veya Fenerbahçe kulübüne hatırlatmamızda fayda var. Türkiye Süper ligi 2009-2010 sezonu son haftası. Daha detaya inersek 16 Mayıs 2010. Fenerbahçe son maçta evinde Trabzonspor’u konuk ediyor. Ligde 5.sıraya yerleşen Karadeniz ekibinin hiçbir hedefi yok. Milyon dolarlık fiyasko transfer Daniel Guiza maçın ilk çeyreğinde golü de atıyor. Fenerbahçe’nin tek kale oynadığını ve sayısız gol pozisyonunu değerlendiremediğine değinmeden geçemiyoruz. Bu yılın en iyi oyuncusu Trabzonspor’lu Burak Yılmaz’ın belki de hiç düşünmeden yaptığı bir vuruş ile Fenerbahçe’ye tarihinin en kötü maçlarından birini, hatta yanlış anons skandalıyla en kötü anını yaşatıyor. Beraberlikle biten maç sonucu Beşiktaş’ı yenen Bursaspor, Ertuğrul Sağlam önderliğinde şampiyon oluyor.
Sadece bir yıl sonrasını yaşıyoruz. Bu kez lig bitmemiş, şampiyon belirlenmemiş. Heyecan her zamankinden çok daha fazla, gerginlik iddiası olmayan Beşiktaş ve Bursaspor taraftarları başta olmak üzere herkesin üzerine sinmiş vaziyette. Averajın bile ne denli etkili olduğunu düşündüğümüzde hata yapanın telafisinin imkansız değil ama zor olacağı bir viraja girildiği aşikar. En az hata ile geçmişin sorgulanması ve aynı hataların tekrarlanmaması veya aynı başarıların tekrarı ile lig daha bir keyifli hal alacaktır. Sevgilerimle..




































































