Beşiktaş’ın koltuğa sıkı sıkıya bağlı başkanı Demirören’in, çokta başarılı olamamasına rağmen değişen/değiştirilen gündem koşulları sayesinde kendini unutturduğu bir zaman dilimi içerisindeydik.
Geçen hafta bu unutturmanın Beşiktaş’a getireceği zararlardan bahsetmiş, yönetime acil görev düştüğünü belirtmiştim.
Belirsizlikler içerisinde boğuşan Beşiktaş yönetiminin, futbol takımıyla ilgili acil bir karar alması gerekiyordu. Yollarına Tayfur ile devam etmelerinin güç olması, görevine son verilmesinin ise vefasızlıklarına yeni birisinin eklenmesi olacağı üzerinde durmuştum.
Görünen o ki! Beşiktaş yönetimi “En kötü karar, kararsızlıktan iyidir” düsturunca hareket ederek mantıklı bir yol çizdi. Ailenin bir ferdi konumundaki Tayfur Havutçu’nun temiz futbol operasyonunda halen tutuklu olması ve tutukluluğuna yapılan itirazların reddedilmesi üzerine sessizliğini bozmak zorundaydı.
Türkiye’nin en büyük üç futbol takımından birisinin, teknik direktörsüz olduğunu düşünmek zaten şaşırtıcı. Bugün yarın döner diyerek koca yıldızlar başı boş bırakılamaz. Tayfur’un görevine son vermek, zaten adam harcama konusunda (Örn İbrahim Üzülmez & Ertuğrul Sağlam) sabıkaları bulunan siyah-beyazlılardan beklenilebilecek bir hareketti.
Beşiktaş’ın görev verdiği yerli ve yabancı bir çok hocadan daha kaliteli bir isim olan Tayfur’un üstünün çizilmemesi, hatta kulübün resmi internet sitesinde yolumuza Tayfur Havutçu ile devam edeceğiz başlığı fazlaca olgun bir hareket olmuştur.
Buraya kadar her şey güzel peki ya kimdir bu Carlos Carvalhal?
Pek çoğumuzun adını ilk defa duyduğu ve söylenişini dahi bilemeyip çeşitli imla hatalarında bulunduğumuz bu Portekizli futbol adamının, gördüğümüz en büyük soru işareti istikrarsızlık. Ayrıca çok genç olmasına rağmen on yılda on iki takım çalıştırmak her babayiğidin harcı değildir. Öyle ya daha kulüp çalışanlarının isimlerini bile öğrenemeden soluğu başka bir yerde alıyorsunuz.
Portekiz kupasını penaltılarla da almasa ele avuca sığacak bir başarı bulmak söz konusu değil. Teknik Direktör tercihlerini dünyaca ünlü yıldız hocalardan yana kullanan Beşiktaş yönetiminin;
“Geçmişleri başarılarla dolu ünlü hocaları takımın başına getiriyoruz da ne oluyor? Türkiye’ye uyum sağlayamıyorlar” Mantığından yola çıkarak; “Eğer yapacaksa kariyerini burada yapsın” Zihniyeti hakim kılınmış. Ne diyelim belki bu kez başarılı olurlar.
Türkiye’ye gelen her yabancı çalıştırıcının bizim futbolumuzu bilmesi veya hakim olması tabiî ki güç ancak, Tayfur’un takımın başına geçene kadar vekaleten görevde kalmayı kabul etmiş bu alçakgönüllü adamın bizim onu tanımadığımızdan çok onun bu güzel ülkeyi ve futbolunu tanımadığını düşünüyorum.
Hiç kuşkusuz yeni hocanın; Quaresma, Simao, Fernandes, Aurelio, Almeida, Bebe ve Sidnei ile aynı dili konuşacak olması en büyük veya tek avantajı.
Acil ve yerinde alınmış bir karar olabilir bu kararı takdir ettiğimi az öncede belirttim ancak yıllarca genç yaşına rağmen görevinde tek başına bulunan ve Yunanistan macerası dışında yurt dışı tecrübesi olmayan bir şahsın; bilmediği bir ülkeye, bilmediği bir topluma, bilmediği bir kültüre, bilmediği bir kulübe hem de geçici süreliğine maceraya atılması çokta normal karşılanmamalı.
Ne diyelim Demirören’in sekizinci hocasının başarılarını bekleyip göreceğiz.
Sevgilerimle..




































































