Geçen hafta iki günümü Ataköy Sinan Erdem spor kompleksinde geçirdiğim için kendimi çok şanslı hissediyordum. Alışmamış olmama rağmen saatlerce tenis müsabakası izlemek ve tüm tribünlerin en ufak bir taşkınlık göstermeden karşılaşmaları izlemeleri ayrıca spor kompleksini dolduran on bini aşkın spor sever kısacası anlayacağınız her şey mükemmeldi.
Mükemmeldi derken Türkiye’nin en çok satan magazin gazetesi dayanamadı sirke ve limon sıktı. Bizim spor medyasını anlamak mümkün değil. Hem bu güzel ülkede sporun gelişmediğinden feryat figan yakın, ondan sonra güzel ilerlemeler kaydet, koskoca WTA Türkiye’ye gelsin sonra dünyanın iki numarası hakkında spekülasyonlar çıkar. Onun özel hayatına gir ve bir hafta misafirperverlik yapacağına onunla kavga etmeyi meziyet bil.
Kaç defa bu ağzını açmış canavar medyamızın sporcuları yuttuğuna ve onları saha dışı operasyonlara sevk ettiğine ve bu şekilde ülke gençliğine ne derece zarar verdiğine şahit olduk.
Hem neden başarılı olamıyoruz feryatları ortalığı sarsın hem de hafif sivrilme gösteren bir sporcuyu gördüğünüzde onu gerek gece hayatına yönlendirerek gerekte özel hayatına müdahale ederek sahada kazanan oyuncunun masada işini bitirip sonrada bakın bu da başarılı olamadı diyerek bilmişlik taslayın. Şeytan gibi kötülüklere yönlendirip kendinizi unutturun sonra senin böyle hataların var diye savcı konumuna geçin.
Anlayamadığım nokta geçen hafta turnuva sayesinde tüm dünyanın gözü üzerimizdeyken ve karşılaşmaları izleyen taraftarlarca da her şey mükemmelken bu organizasyonlara gölge düşürmeye çalışan zihniyetedir. Sharapova geldi geçti, sineğin yağından haber çıkartmaya çalışmanız bu ülkeye zarar vermekten öteye geçemiyor. Çok yazık..
Carvalhal Böyle Kal!
Maalesef sadece Sharapova değil bilmiş medyamızdan nasiplenen. Perşembe akşamı formunun zirvesinde olan Fenerbahçe’ye karşı büyük işler başaran ve ilk ciddi sınavını veren Carvalhal’in de alacağı bir pay olmalıydı elbette.
Bir kişinin kuyuya taş atması sonucu Carvalhal’in ailesini kaybettiği yorumları çıktı ve bu asparagas haber bir anda yayıldı. Birisi bana anlatabili mi bu olayların tamamı rezillikten başka nedir? Eminim o bile en ufak bir nemden haber çıkarmaya çalışan medyamızın marifetlerinden şaşırmıştır.
Takımdaki ağırlığı her geçen gün artan, sessiz sedasız gelmesine rağmen yaptıklarıyla konuşulmayı tercih eden bir isim Carvalhal. Türkçe konuşmaya çalışması, sevimliliği ve bunun yanında işini ciddiye alması Beşiktaş taraftarının pekte zor olmayacak şekilde hocayı kabullenmesini sağladı.
Geldiği günden beri bizden biri gibi davranan ve her olumsuz koşula rağmen –hatta vekil hoca olmasına rağmen- çok çalışan ve sıcak kanlılığıyla da takdirleri toplayan hocanın alkışı hak ettiği bir gerçektir.
Unutan bir toplum olduğumuzdan hatırlatmakta fayda görüyorum; Beşiktaş, 1960’ların futbolu oynanıyor diyerek hakaret eden ve kendisine rakip göremeyen Schuster’le 9 maçta 13 puanda kalmıştı.
Şimdilik son üç yılın en iyi hocası olan Carvalhal, tüm eleştirilere rağmen 9 haftada 5 galibiyet, 2 beraberlik ve 2 mağlubiyetle tam 17 puan topladı.
Herkesi yaptığı işi ile değerlendirip yeteneklerini bu uğurda yönlendirmek sanırım önce biz medya mensuplarına düşüyor. Küstürmemiz, form düşüklüklerini özel hayatlarına bağlamamız marifet sayılmasa gerek. Sonradan dövünmemek ve ülkemizden dünya markalarını çıkartabilmemiz için o olgunluğa erişebilmemiz gerekir.
Sevgilerimle..




































































