Türkiye’nin Avrupa futbol şampiyonası tarihindeki ilk maçı. Futbol aşığı bir çocuk olarak ekran karşısındaki yerini almış, milli takımımızın ne yapacağını merakla izleyen bir haldeyim. Öyle ki biriktirmiş olduğum taraftar kartlarıyla turnuvanın tüm oyuncularını sayabilecek kadar konsantre olmuş vaziyette soluğumu tutmuş gönülden milli takımımızı destekliyorum.
11 Haziran 1996 günü dakikalar 86’yı gösterdiğinde, Vılaovic’in neredeyse 60 metreden sürdüğü topu Rüştü’nün koruduğu kaleye yuvarlayışını, arkadan gelip geçen ve herhangi bir müdahalede bulunamayan Alpay’a fairplay ödülünü hediye ederek teşekkür edişini ve zamanın teknik direktörü Fatih Terim’in sinirlenip saatini fırlatışını daha dün gibi hatırlıyorum. Sizlerde benim gibi çok genç değilseniz az çok bu sahneleri zihninizde canlandırabilirsiniz.
2008 yılı, yine bir Avrupa Şampiyonası finalleri ve yine milli takımın başında Fatih Terim var. Uzatma dakikalarında karşılıklı atılan iki gol ve penaltılarla elediğimiz Hırvatistan. Rüya gibi gecede Taksim meydanında tansiyondan bayılacak noktaya geldiğimiz, hatırladığımızda tebessüm uyandıran eşsiz bir gece.
Hatırlarsanız 1996 yılında sıfır gol ve sıfır puan ile deneyimsizliğimize kurban gittiğimiz şampiyonada içimizdeki burukluk, on iki sene sonra yarı final oynama başarısını göstererek son bulmuştu.
Ve yine Avrupa Şampiyonası ve yine rakip Hırvatistan. Bu kez şampiyonada değil şampiyonaya gitme bileti için karşılaşıyoruz ve bu kez takımın başında Fatih Terim yok.
Geçtiğimiz aylarda Hırvatistan milli takımının ünlü kalecisi Stibe Pletikosa’nın Semih’ten son dakikalarda yediği golü unutamadığını anlatan reklam filmi ve geçen hafta gazetelerimize röportaj veren teknik direktörleri Slaven Biliç’in Türkiye milli takımını öven açıklamaları bizlere gurur veriyor olabilir ancak maalesef vaziyet hiçte öyle iç açıcı değil.
Eskilerinin aksine ne yaptığı belli olmayan bir takımız artık. Çok güçlü oyuncularına rağmen elindeki değerleri kullanamayan veya kullanmasını bilmeyen bir yapıdayız. Hoş her daim milli takımı eleştirdik ve beklentilerimizi karşılayamadığını düşündük o ayrı. Rahat geçebileceğimiz eleme grubundan zor yoldan başarmak varken kolay yoldan neden yapalım mantığıyla zor bela eleme maçlarına kaldık. Birçok arkadaşımın tabiriyle kadroyu dahi Hiddink’in kurmadığını düşünür hale geldik. Ama bu sefer karşımızda dersine iyi çalışmış ve bizden daha güçlü bir Hırvatistan’la karşı karşıyayız.
Karşılıklı olarak geldiği günden bu yana ısınamadığımız hocamızın son zamanlarda imalı konuşmaları takım içerisinde güvensizliğin başka bir sebebi. Sahaya çıkarken iman kuvvetine sığınıp mücadele etmekten başka bir gayemiz maalesef yok.
Bunca olumsuz havaya rağmen belki de tek övüneceğimiz nokta, formumun fazlaca zirvesinde olan, ligde 8 karşılaşmada 13 golü bulunan ve milli takımda da gollerine devam eden Burak Yılmaz. Onun haricinde ele avuca sığacak performansı göstermesini beklediğimiz kimse yok gibi.
Ve ilk defa bu yazdıklarım için canı gönülden haksız çıkmayı diliyorum. Aksi takdirde Şampiyonalar Türkiye milli takımı olmadan çok zevksiz ve renksiz geçiyor. Bizim açımızdan ise tamamen hüsran.
Geride bıraktığımız güzel bayramın hatırına, ikinci bir bayramı yaşamak dileğiyle..
Sevgilerimle… www.ahmetsadi.com




































































