Türk futbolu gündemden hiç düşmüyor.
İddialar, iddianameler, tutanaklar, tutuklamalar derken sona doğru adım adım yaklaşıyoruz.
İşimiz siyaset değil kuşkusuz, sizde takdir edersiniz ki son zamanlarda futbolun ilk gündem maddesini ve bunun beraberinde komplo teorilerini siyasetle sağlıyoruz veya bu uğurda kendimizi yoruyoruz.
İç içe olan ve din ve devlet işlerini birbirinden ayırmamıza rağmen, siyaset ve sporu bir türlü ayrıştıramadık.
Özellikle Veto kararı vermesine alışkın olmadığımız bir isim olan Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün “Suç veya ceza dengesini yetersiz buldum” cümlesiyle özetlediği yasayı malumunuz meclise aynen iade etti.
Araya girerek burada dipnot olarak bahsetmeden geçemeyeceğim bir başka husus söz konusu.
Ülkemizin 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Sayın Gül’ün aksine her yasaya uyguladığı veto ile gündemi meşgul etmişti. Halktan uzak portresini icraatlerinde desergilemeyi adet edinmişti.
Kısaca hatırlarsak 64’ü Recep Tayyip Erdoğan, 9’u ise Bülent Ecevit’in Başbakanlıklarında olmak üzere toplam 73 yasayı veto etmişti.
Sayın Gül kaç adet yasayı veto etti dersiniz; Kısmen de olsa toplam 3.
Yoruma açık gelebilir ama Sayın Cumhurbaşkanımız ilk defa kati olarak bir yasayı geri çevirmesinden söz ediyoruz.
Cezalarda indirime gidilmesinin vicdanlarda makes bulmayacağını düşünmesini yerinde bir karar olarak görüyorum.
Bütün partilerin el ele verdiği ve onayladığı yasayı (Kaynak: Ana muhalefet partisi millet vekili Muharrem İnce) Cumhurbaşkanımız bir daha düşünmek üzere meclise geri iade etti.
Hani iktidar partisi aleyhtarlarının ortaya atmış oldukları “Aziz Yıldırım’ı bitirme planları” yapılıyor vaveylaları parti kurmaylarının ikinci kez büyük bir ısrarla ve üzerinde herhangi bir değişikliğe gidilmeksizin Cumhurbaşkanına tekrar gönderme çalışmalarıyla tokat gibi bu söylentileri yalanlar vaziyette. (Bknz. Ak Parti grup başkan vekili; Nurettin Canikli)
Demek ki neymiş; Aziz Yıldırım’ı bitirme değil kurtarma planları yapılıyormuş. Demek ki neymiş; İktidar partisi uydurulduğu gibi Aziz Yıldırım aleyhtarlığı yapmıyormuş. Aksine şu an onu kurtarmak en azından cezasında indirim yaptırma planları içerisindeymişler. Aksini iddia edebilen var mı?
Konumuz Aziz Yıldırım’ın suçluluğu değil elbette. Zaten şuan suçlu bulunduğu da söz konusu değil. Sürekli Aziz Yıldırım’dan bahsetmemizin en büyük sebebi bilinen adıyla Sike Davasının Aziz Yıldırım’la anıldığı ve en ciddi suçlamaların onun üzerinden yürütüldüğü gerçeğidir. Yoksa tamamen gizli bir davada Aziz Yıldırım’a suçlamalarda bulunmak şu an itibariyle zaten suçtur.
Bununla birlikte kişiye indirgenip yasa çıkartmak veya cezalarda indirime gitmekte acizliktir. İktidar partisini destekler nitelikte yazdığımı düşünenlere de bu son cümlem hediye edilsin.
Çok sevdiğim bir dostumun öldürme, yaralama ve hırsızlık olayları olmamasına rağmen yapmış olduğu bir hata yüzünden yirmiden fazla yıl cezaya mahkum bırakılması, madalyonun öteki yüzünde kişiye veya kişilere indirgenip cezalarda indirime gidilmesi adillik olmayacaktır.
Sona yaklaşılan bu iddianame ve süreçleriyle ilgili olarak 12.11.2011 tarihinde yazmış olduğum bir köşe yazımda da belirtmiş olduğum gibi aynen diyorum; “Şahsım adına Fenerbahçe’nin Süper Ligde bulunmamasını kabul edemem.” Demek ki olaya taraftar zihniyetiyle değil adilane yaklaşmamız gerekir.
Ama bu demek değildir ki, birileri ter döksün, milyonlar takip etsin hatta bu uğurda dahi bahis oynayanlar sonuçlara bel bağlayanlar çıksın, diğer tarafta da sonuca masada gidilsin. Bu adil mi?
Gerçek anlamda bir çözüme gidilmezse sonraki nesillerde daha çok tarlalar yeşillenecek.
Sevgilerimle..




































































