Hayır! İmkânsız! Olamaz! Diyeceğim. Çünkü bu bir hayal, bu bir rüya ya da bir kafadarın yaptığı hınzırca bir şaka olmalı. Ama değil ne yazık ki! Evet, ciddi ciddi Yıldırım Demirören Federasyon Başkanlığı’na koşuyor. Beşiktaş’ta başkanlığı devraldığı günden bu yana kulübü büyük bir borç yükünün altına sokan, kulübü iflas noktasına getiren, yaptığı birbirinden garip işlerle Beşiktaş Tarihi’nin gelmiş geçmiş en kötü başkanları arasında yer alan bir isim bugün Federasyon Başkanlığı’na gidiyor. Olacak şey mi bu?
Normal şartlarda Demirören’in Beşiktaş saltanatının çoktaaan bitmiş olması gerekirdi. Bugün halen o koltukta oturabiliyorsa bu ne yakaladığı başarılardan, ne Beşiktaş’ı üst düzey bir Avrupa Kulübü seviyesine getirdiğinden, ne de kulübü maddi açıdan gıpta edilesi bir noktaya taşıdığındandır. Tek neden “koltuğu kaybettiğim gün verdiğim paraları alıp giderim” tehdidine sarılması ve ne yazık ki ne kadar etik olduğu tartışılan bu halin sonuç vermesidir. Bu sezonla birlikte 8. yılını tamamlayacak Beşiktaş Başkanlığında. İçerisinde bulunduğumuz sezon takımın şampiyonluk yolunda bir hayli geri kaldığını ve lig sonunda mutlu sona ulaşamayacağını varsayarsak 8 sezonda sadece ve sadece 1 lig şampiyonluğu olacak Beşiktaş’ın. Avrupa desen orada da doğru dürüst bir başarı mevcut değil. Yani dağ gibi borca karşın sportif başarı da yok. Yöneticiler başarılarıyla bir yerlere gelir, başarısızlıklarıysa onları boy gösterdikleri sahneden söküp atar. Ancak şimdi bambaşka bir durumla karşı karşıyayız. Başarısızlığın ödüllendirildiği bir durum var ortada. Yıldırım Demirören ne yaptı da Federasyon Başkanlığı’na yükselmeyi hak etti?
Yıldırım Demirören dertsiz, tasasız, borcu yok denecek kadar az bir noktada devraldığı Beşiktaş’ı bugün ne hallere getirdi. Peki, söyler misiniz her şey güllük gülistanlıkken bile devraldığı bir görevi eline yüzüne bulaştıran bir insan nasıl olacak da aldığı darbelerle bitme noktasına gelen, büyük bir kaos içerisinde debelenip duran bir yapıyı ayağa kaldıracak?
Demirören duygularını bir kenara bırakıp akıl ve mantığı ön plana çıkararak iş yapan bir insan da değil. Tam tersi duygularıyla hareket eden, yarını düşünemeyen, yapacağı işin nasıl sonuçlar doğuracağını hesap edemeyen, kafasına göre hareket eden bir yapıya sahip. Karşımızda ne olacak canııım Avrupa’ya da gitmeyiverelim diyen/diyebilen bir anlayış var. Türk Futbolu için bundan daha büyük bir felaket olabilir mi?
Bu olayları konuştuğum bir yakınım artık adına fıkra mı, kara mizah mı dersiniz ilginç bir şey anlattı. Çok güldük, sizinle de paylaşayım dedim. Erdoğan Demirören her yıl oğul Demirören’e hatırı sayılır miktarda (x milyon Dolar) belli bir para verir, bu paraları Beşiktaş için harca, takımla ilgilen, o işlerle meşgul ol sen der. Baba Demirören’in verdiği bu maddi desteğe karşın istediği tek bir şey vardır. Şirketlerden uzak dur!
NE KADAR ETİK?
Aydınlar o koltuktayken “ben de, sen de istifa edip güven tazeleyelim başkan” demişti şimdiki aday eski başkana. Aydınlar istifa etti, Demirören’se Aydınlar’ın boşalttığı o koltuk için mücadele ediyor bugün. Hani ben demem de, ya bazıları o koltukta gözün vardı da, onun için mi Aydınlar’ı istifaya çağırdın diye sormaya kalkarsa? Umarım Demirören’in bu soruya verebileceği makul bir cevap vardır.
BAŞKANLIK SKANDAL OLUR
Bu davada Beşiktaş’ın da adı geçiyor mu? Geçiyor. Demirören adı geçen kişilerin suçsuz olduklarına inandığını defalarca beyan etti mi? Etti. Peki, Demirören’in başkanı olduğu bir federasyon bu konuda sağlıklı bir karar alabilecek mi, alacağı karara insanlar güvenebilecek mi? Böylesi karmaşık bir düzende işler nasıl yürüyecek? Mesela Arjantin’de bir siyasi partinin önemli isimleri bir davada yargılanıyor diyelim. Daha sonra bu siyasi partinin liderinin davanın savcısı yapıldığını varsayalım. Bu davaya, davanın savcısına güvenen kalır mı? Böylesi bir saçmalık, böylesi çarpık bir düzen, böylesi bir başıbozukluk belki Zambiya’da, Uganda’da, Papua Yeni Gine’de olmaz; ama bizim ülkemizde oluyor/olabiliyor.
NE DEĞİŞTİ HALİL ÜNAL?
Şike davasının patladığı ilk günlerde en hızlı hareket eden kulüp Eskişehirspor’du. Daha ne oluyoruz bile demeden, suçlananlar suçlu mu, suçsuz mu tartışmaları henüz başlamışken davada adı geçen Bülent Uygun, Ümit Karan ve Mehmet Yıldız’ın sözleşmelerini tak diye askıya almıştı Eskişehirspor. Ama şimdi Halil Ünal davada adı geçen kulübün başkanının Federasyon Başkanı olmasına destek veriyor. Bu desteği diğer kulüp başkanlarının vermesi ayrı; Ancak davada bu denli titiz davranan bir başkanın da bu koroya katılıyor oluşunu hayretle izliyorum. Merak ediyorum ne değişti de Halil Ünal bu işte farklı davranmaya başladı?




































































