10 Yıl önce olsa ve yine bir Azerbaycan maçı oynasaydık ve Play Off'a kalmak için Almanya’nın da Belçika’yı yenmesi gerekseydi inanın kimse Türkiye maçını izlemezdi. Ben şahsen Almanya ile Belçika arasında oynanacak maçı izlerdim. Çünkü Türkiye’nin kesin olarak farklı bir galibiyet alacağını düşünürdüm.
Ancak Guss Hiddinkli Türkiye bize bu güveni vermedi. Tam tersine Almanya kesin kazanır düşüncesi ve Türkiye çok zorlu bir maça çıkıyor mantığıyla izledik Azerbaycan maçını…
Son 20 yılda Ulusal takımımızın çok inişli çıkışlı bir grafik çizdiğini görüyoruz. En büyük başarıların hep yerli teknik adamlar ile geldiğini gördüğümüz halde ulusal takımımızı yıllık 10 milyon TL gibi astronomik bir ücretle haftanın sadece 1 günü Türkiye’ye gelen bir yaşlı Hollandalıya teslim ettik.
Hiddink Türkiye’ye adeta bir Katar ve Dubai muamelesi yaptı. Öyle bir anlaşmaya imza attı ki, gerçekten de Türkiye bir Katar ve Dubai oldu.
Bu sözleşmeyi Hiddink’e sunanların devletimizi dolandırmak ve bir Hollandalı’ya haksız kazanç sağlamak iddiasıyla dava etsek yeridir.
Gelelim maça…
Milli takımımız alışkanlık haline getirdiği işini son dakikaya bırakma alışkanlığını sürdürdüğü maçta aradığı golü ancak maçın son çeyreğinde Burak Yılmaz’ın ayağından buldu. Bu golde Burak’ın müthiş fırsatçılığı kadar Selçuk İnan’ın verdiği mükemmel pasın da payı vardı.
Millilerimiz zayıf rakibi karşısında sürekli atak bir oyun sergiledi. Bunun temel sebeplerinden biri Azerbaycan’ın maçı kendi sahasında kabul eder bir oyun sistemi içinde sahaya yayılmasıydı.
Azerbaycan enteresan bir oyun anlayışı ile karşımıza çıktı. Bir puan ile guruplara kalacakmış gibi Türkiye karşısına güzel ve kolektif bir futbol yerine beraberlik isteğiyle çıktı. Kötü futbol ve bir puan oysa dost ve kardeş Azerbaycan’a zerre kadar yaramıyordu.
Bu tip maçlarda iddiası olmayan takımların tribünleri dolduran binlerce insana daha güzel bir futbol sunma çabası içinde olması gerektiğini düşünüyorum. Kazanmaya oynayıp galip gelseler daha çok alkış alabilirlerdi oysa…
Ulusal takımımız ise Azerbaycan’ın “Çanakkale geçilmez” anlayışı karşısında kontrolsüz ataklar geliştirdi durdu. Maçta birkaç net pozisyon da bulmadık değil. Mesela Sabri inanılmaz güzel iki orta yaptı. Belki kariyerinde topa bu kadar iyi hükmettiği bir başka maç yoktur. Ancak takımın forvetleri ve özellikle Arda bu maçta çok etkisizdi.
Rakibi sürekli orta göbekten geçmeye çalışmak çağdaş futbol anlayışına uymuyordu. Kaliteli ekiplerin rakiplerini genelde kanatlardan yaptıkları güzel atak ve ortalarla geçtiğini görüyoruz. Ama Türk Futbolu her nedense kanat akınları konusundaki yetersizliği nedeniyle istediği düzeye bir türlü gelemiyor.
Gelen yabancı teknik adamların belki de Türk Futbolu’na katabileceği en büyük katkı kanatların daha iyi çalışmasını öğretmek olduğunu düşünüyorum. Yoksa bu futbolu ülkemizdeki sıradan her yerli adam zaten oynatıyor.
Hiddink bu maçta Almanya maçının en kötüsü Servet’i yedek bıraktı. Doğru tercihti. Kör bir adam bile olsa bunu yapardı zaten.
Takımın defansı hakkında çok birşey söylemeye gerek yok çünkü üzerlerine fazla iş düşmedi.
Orta sahada Kazım iyi gününde değildi. Emre sakatlıktan yeni çıkmış ve hazır bir görüntü vermiyordu. Çok top kaybı yaptı. Kazanmak için sadece biraz konsantrasyon ve şansa ihtiyaç vardı ve bu Selçuk-Burak işbirliğinde gerçekleşti.
Bugün her biri ülkemizden bir takım tutan Azeriler bile bizi kendilerine rakip görmeye başladı. 2 maçta Azerbaycan’a üstünlük sağlayamayan ama ekonomik olarak Azeri Futbolu’nun 50 katı olan Türk Futbolu maalesef geriye gidiyor. Play Off daki rakiplerimize bakıyorum da hangisini yenecek güçteyiz acaba?
Hiddink’i kovun diyeceğim ama yıllık 10 Milyon TL alan bir ihtiyarın kovulduğu takdirdeki tazminatını düşününce tüylerim ürperiyor.
Kısacası biz Hiddink’e mahkumuz. 70 Milyondan fazla Türk Vatandaşı daha birkaç yıl Hiddink’in oyuncağı olacak…
Türk Futbolu’nun ilerlemesi için her şeyden önce ne yaptığını bilen insanların yönetimine ihtiyaç var. Kulüpler Birliği’nin yönettiği bir Türk Futbolu bundan daha da geriye gider. Gerekirse yabancıya 10 Milyon TL vermekte tereddüt etmeyen TFF’ye yine para karşılığı yabancı bir başkan bulalım. Kanun nasılsa istendiği gibi değiştiriliyor. Bir İtalyan’ı TFF’nin başkanı yapalım ve bu iş olsun bitsin. Kimseye diyet borcu olmayan, kulüplerin esiri olmayan bir federasyon ancak Türk Futbolu’nu ileriye götürebilir.
Bu da benim acı reçetem….




































































