Geçen yıldan bu yana hakemlerin Galatasaray karşısında aslan kesildiklerini görüyoruz. Maalesef halen Şükrü Saraçoğlu’nda hakemlik adına utanç verici kayırmalar yaşanırken Galatasaray’ın evinde komik şeyler olmaya devam ediyor.
Bunun sebebinin yıllardır Galatasaray Yönetimlerinin beyefendiliği olduğunu söylersek yanılmayız.
Kısaca "Yıldırım" rezaletler sanki devam ediyor!....
Siyasetin de futbolun içinde olduğu hepimizin malumu. Öyle ki, siyaset, yüce sandığımız yargıyı bile ters köşeye yatırabiliyor.
İlkbaharda çıkan yasaların mecliste bulunan siyasi partilerin tamamı tarafından saçma sapan sebepler ve kişiye özel biçimde Sonbahar’da revize edilmesi artık bu ülkede kanun yapıcılarının da şike ve teşviğe olan yaklaşımının da açık örneğidir. Bu ülkeyi yönetmeye talip olanların suça karşı verdiği mücadele de bu anlamda manidardır
Bu açıklamaların ardından gelelim maça…
Bülent Yıldırım, maalesef standartların çok ama çok altında bir hakem olduğunu gözler önüne serdi.
Önce Milan Baros’a ceza sahası içinde yapılan penaltıyı es geçti ve madem penaltı vermediyse Baros’a niye sarı kart vermediğini düşündürdü bizlere.
Sonra kaleci tarafından bariz gol şans olduğu bir anda yapılan penaltıda kırmızı kartını kullanmayarak Sivasspor’un sahada direncini korumasına neden oldu.
Bu arada Sivasspor'un da net penaltısını süzemeyecek kadar da başarısızdı Bülent Yıldırım.
İl yarıda da Elmander’e küfür ettiği ağzından okunan Sivasspor kalecisi bu kez hiç alaka yok iken Engin Baytar’a dirsek atarak tahrik ettikten sonra sadece Engin’in kafasına kırmızı verdi. Kaleciye yine bir şey yok.
Son olarak da Elmander’in, Hayrettin’in ayağına bastığı pozisyonu süzemedi Bülent Yıldırım.
Elmander kesin olarak Hayrettin’in ayağına bastı ama açıkça görülüyor ki, bilerek ve isteyerek basmadı. Elmander, pozisyonda rakibine bile bakmıyor, sağ tarafa doğru depar atmaya çalışıyordu.
Kesin olarak pozisyonda kasıt yok. Kasıt yok ise ve pozisyon icabı bir ayağa basma mevcutsa bunun cezasının kırmızı kart olmadığı kuralların yer aldığı o kimsenin iplemediği kitapta yazıyor.
Ardından 9 kişi kalan Galatasaray’a karşı suçluluk duyan malum şahıs Bülent Yıldırım, hiç alakası olmadığı halde Ayhan kendini yere attığında Sivassporlu oyuncuya sarı kart gösteriyor.
İşin tuhafı 2 kırmızı kart hak eden Sivasspor kalecisi bu kadar rahat kart gösteren Yıldırım'ın yönetiminde nasıl sahada kaldı?
Bu maç hakemlik adına utanç verici bir maçtır.
Türk hakemliği Bülent Yıldırım gibiler nedeniyle hakarete uğramaya devam edecek ne yazık ki?
Acaba birileri Galatasaray’ın, kendi evinde Fenerbahçe’ye karşı oynayacağı maça göre düğmeye mi bastı?
Sakatlardan çok çeken Galatasaray’ın en önemli iki adamını bu kadar kolay biçimde harcayan Bülent Yıldırım belki de görevini başarıyla yerine getirdi.
Hayırlı uğurlu olsun.
Umarım bir çok yolsuzluğu bugüne kadar sümen altı eden siyasetin sayesinde tahliye olacak olan şahıslar da çıkar ve biri TFF Başkanı, biri MHK Başkanı, biri Tahkim Kurulu Başkanı, Biri de Etik Kurulu başkanı olur.
Hatta bu maçı yorumlarken adeta sarı kırmızı renklere nefret kusan Rıdvan Dilmen’de Spordan Sorumlu Devlet Bakanı olur.
Bu Rıdvan Dilmen’i orada konuşturanlara da yazıklar olsun.
Engin Baytar’a kin kusup, ağzı bozuk Emre Belezoğlu ve Volkan Demirel’e sahip çıkması Rıdvan’ın “Şeytan” lakabını ne şekilde elde ettiğinin de göstergesi gibi…
Felipe Melo'ya seyirciyi tahrik nedeniyle 1 maç ceza verenlerin Milli maçta kendisini alkışlayan seyircilere Ana, avrat, soy sop söven Belezoğlu ve Demirel'e sahip çıkanların da başta Rıdvan ve Futbolu yönetenler olduğunu söylemek ne kadar yanlış olabilir?
Bu nedenle yaşanan komediye şaşırmadık diyebiliriz.
Türk Futbolu da bu adamlarla (!) bir yerlere gelir!....





































































1950-51 sezonuna gelindiğinde Galatasaray’dan Türkiye şampiyonluğu bayrağını Harp Okulu aldı. Ertesi yılın şampiyonu da yine Harp Okulu’ydu. Sonraki sezonda Türkiye şampiyonu yeniden Galatasaray’dı. Ertesi sezon ise Modaspor.
Bir sonraki sezon… Bir sonraki sezon Türkiye spor tarihindeki en çirkin olaylardan birisi gerçekleşti. Hep birlikte hatırlayalım.
1954-1955 sezonunda Türkiye şampiyonası, 19-25 Nisan tarihlerinde altı takımın katılımıyla gerçekleştirildi İstanbul Spor ve Sergi Sarayı’nda: Modaspor, Galatasaray, Fenerbahçe, Harp Okulu, Ankaragücü ve Altınordu.
İlk günkü maçlarda Galatasaray, Fenerbahçe ve Modaspor rakiplerini kolayca yendiler.
Galatasaray’la Fenerbahçe arasındaki şampiyonluk maçı 25 Nisan 1955, Pazartesi gecesi oynandı Spor ve Sergi’de. Fenerbahçe’nin şampiyon olması için Galatasaray’ı yenmesi yetiyordu. Hatta altı sayıyla kaybetse bile yine de şampiyon olacaktı Fenerbahçe. Galatasaray’ın şampiyon olması için ezeli rakibini en az 7 sayıyla yenmesi gerekiyordu.
Bu önemli maçın ilk yarısını 25-20 önde kapattı Galatasaray. İkinci yarıda ise farkı 13 sayıya kadar yükseltti. Fenerbahçe’nin en iyi oyuncuları Altan Dinçer ve Sacit Seldüz beşer faulle oyun dışı kalınca Galatasaray’ın şampiyonluğu neredeyse kesinleşmişti.
Tam anlamıyla şeytanî bir plandı bu. Şöyle. Fenerbahçe sahadan çekilip hükmen yenildiği için puan alamayacaktı o maçtan. Böylece Fenerbahçe sekiz puanda kalacak, Modaspor’la Galatasaray’ın puanları ise (9 puan) eşit olacaktı. Böylece ikili averaj devreye gireceği için şampiyon, Galatasaray’la oynadığı maçı kazanan Modaspor olacaktı. Galatasaray ise ikincilikle yetinmek zorunda kalacaktı şampiyon olması gerekirken.
Buydu işte o şeytanî plan. Ancak bu plan federasyondan döndü o gece.
Hani var ya hafta sonu oynanacak maç sonunda Fenerbahçe’nin şampiyon olmaması için gönüllerinden Galatasaray’ın yenilmesini geçirenler. Unutmasınlar o sezonu. O yarım ama şerefli kupayı. ÇÜNKÜ TARİH SADECE ŞAMPİYONLARI DEĞİL, KÜÇÜK OYUNLAR YÜZÜNDEN ŞEREFLERİNİ KORUMAYAN TAKIMLARI, KULÜPLERİ DE YAZAR. HEM DE ÜZERİNDEN TAM 55 TANE KOCAMAN SENE GEÇMİŞ OLSA BİLE. HEM DE UNUTMAMAK VE AFFETMEMEK ÜZERE.