Bu sezon Galatasaray nedense sürekli kötü hakemler ile oynamak zorunda kalıyor. Galatasaray'ın lehine veya alehine çalınan düdüklerden bahsetmiyorum burada. Hakemlerin kötülüğünden bahsediyorum.
Yunus Yıldırım gerçekten iyi bir hakem değil. Bir hakemin iyi olup olmadığına verdiği kararlar ilşe değil vermediği veya veremediği kararlar ile değerlendirmenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Engin'in ve Elmander'in kırmızı kartları kesin doğru.Baros'un penaltısı da kesin doğru. Peki ama madem penaltıyı veriyorsun, Bonjan'a kırmızı kartı vermemekte neyin nesi oluyor? O pozisyonu bir hakemin 'bariz gol şansı' olarak değerlendirmemesi, hakem 'pozisyonu görmedi veya iyi süzemedi' olarak geçiştirilemez. Engin'in görmüş olduğu kırmızı kart öncesi yine Bonjan'ın açık bir şekilde Engini itmesi var. Esasında kural uygulansa ve yan hakem biraz cesaretli davransa o pozisyonda penaltı bile verilebilinir. Hadi Penaltıyı vermedin, Bonjan'a niye sarı kart göster miyorsun ? Çünkü Bonjan'a sarı kart gösterirsen 2. sarı karttan kırmızı kart göstermek zorunda kalacaksın. Semih'in pozisyonu da bana göre penaltı ve kırmızı karttı.Son dakikalarda Sivasspor atağında Yıldırım Ayhan'ın kendisini yere atmasına seyirci kaldı ve bununla da kalmayıp Sivasspor'lu futbolcuya sarı kart gösterdi. Tüm bunlar bir hakemin Eyyam yaptığını gösterir.
Gelelim maça: Bazı kanallarda Galatasaray'ın bu sezonun en iyi futbolunu oynadığı şeklinde ki yorumları duyarken, tüylerim ürperiyor. Bu yorumu yapanlar ya maçı seyretmemişler ya da futbol ile yakından uzaktan alakaları yok. Galatasaray takımını seyretmeye gelen her bir taraftar inanın, tüm bu yorumculardan daha iyi maç analizi yapıyorlar.
Galatasaray Cumartesi akşamı iyi falan oynamadı sadece iyi mücadele etti. Terim Melo'nun yokluğunda çift santrfor ile takımını sahaya sürdü. Birde Beşiktaş maçında yedek olan Riera'yı Kazım ile birlikte düşünürsek 4 lü hücumcuyla oynadı Galatasaray. Fakat buna rağmen yine gol pozisyonu üretmekte çok zorlandı. Galatasaray'ın cumartesi akşamı akılda kalan tek bir pozisyonu bile yok. Engin Baytar'ın şans faktörü ile topu önünde bulması sonucu ilk golü, Baros'un da hep yaptığı gibi kişisel becerisi ile takımına kazandırdığı penaltı sonucunda 2. golü buldu Galatasaray.
Esasında Galatasaray pozisyon yaratacak ön pozisyonları buldu fakat bu pozisyonları etkili kullanmak için adamı yoktu sahada.
Dün akşam bir tek Engin sahada vardı ve kanının son damlasına kadar savaştı. Fakat Engin Bonjan'a attığı kafa sonucu resmen bir çuval inciri berbat etti. Hem takımını eksik bıraktı hemde neredeyse az daha takımının en az 2 puan kaybetmesine yol açacaktı. Bir profesyonel futbolcu en kritik durumda böyle bir hareketi nasıl yapabilir; buna gerçekten akıl sır erdiremiyorum. Elmander'in olayı ise farklı. Bana kimse Elmander'in ayağa kasıtlı bastığına inandıramaz. Çünkü Elmander her zaman rakibe saygı gösteren, yapmış olduğu bir faul sonrası hep rakibi yerden kaldıran ve özür dileyen yapıda bir futbolcu. O pozisyon Elmander için tam bir kötü şans oldu.
Kazım'ın ne yaptığı tam bir muamma. 5 maçta 1 maç oynuyor; sonra da yan gel yatıyor. Baros ise her zaman bu takımda oynar. Selçuk ise hala eski günlerini aratıyor.
Yani kısacası dün akşam Engin haricinde Galatasaray'ın hiçbir futbolcusu vasatı aşamadı. Bu Galatasaray'a ara dönemde takviye yapılmaz ise bundan daha iyi zaten olmaz.
Sevgiyle kalın





































































1950-51 sezonuna gelindiğinde Galatasaray’dan Türkiye şampiyonluğu bayrağını Harp Okulu aldı. Ertesi yılın şampiyonu da yine Harp Okulu’ydu. Sonraki sezonda Türkiye şampiyonu yeniden Galatasaray’dı. Ertesi sezon ise Modaspor.
Bir sonraki sezon… Bir sonraki sezon Türkiye spor tarihindeki en çirkin olaylardan birisi gerçekleşti. Hep birlikte hatırlayalım.
1954-1955 sezonunda Türkiye şampiyonası, 19-25 Nisan tarihlerinde altı takımın katılımıyla gerçekleştirildi İstanbul Spor ve Sergi Sarayı’nda: Modaspor, Galatasaray, Fenerbahçe, Harp Okulu, Ankaragücü ve Altınordu.
İlk günkü maçlarda Galatasaray, Fenerbahçe ve Modaspor rakiplerini kolayca yendiler.
Galatasaray’la Fenerbahçe arasındaki şampiyonluk maçı 25 Nisan 1955, Pazartesi gecesi oynandı Spor ve Sergi’de. Fenerbahçe’nin şampiyon olması için Galatasaray’ı yenmesi yetiyordu. Hatta altı sayıyla kaybetse bile yine de şampiyon olacaktı Fenerbahçe. Galatasaray’ın şampiyon olması için ezeli rakibini en az 7 sayıyla yenmesi gerekiyordu.
Bu önemli maçın ilk yarısını 25-20 önde kapattı Galatasaray. İkinci yarıda ise farkı 13 sayıya kadar yükseltti. Fenerbahçe’nin en iyi oyuncuları Altan Dinçer ve Sacit Seldüz beşer faulle oyun dışı kalınca Galatasaray’ın şampiyonluğu neredeyse kesinleşmişti.
Tam anlamıyla şeytanî bir plandı bu. Şöyle. Fenerbahçe sahadan çekilip hükmen yenildiği için puan alamayacaktı o maçtan. Böylece Fenerbahçe sekiz puanda kalacak, Modaspor’la Galatasaray’ın puanları ise (9 puan) eşit olacaktı. Böylece ikili averaj devreye gireceği için şampiyon, Galatasaray’la oynadığı maçı kazanan Modaspor olacaktı. Galatasaray ise ikincilikle yetinmek zorunda kalacaktı şampiyon olması gerekirken.
Buydu işte o şeytanî plan. Ancak bu plan federasyondan döndü o gece.
Hani var ya hafta sonu oynanacak maç sonunda Fenerbahçe’nin şampiyon olmaması için gönüllerinden Galatasaray’ın yenilmesini geçirenler. Unutmasınlar o sezonu. O yarım ama şerefli kupayı. ÇÜNKÜ TARİH SADECE ŞAMPİYONLARI DEĞİL, KÜÇÜK OYUNLAR YÜZÜNDEN ŞEREFLERİNİ KORUMAYAN TAKIMLARI, KULÜPLERİ DE YAZAR. HEM DE ÜZERİNDEN TAM 55 TANE KOCAMAN SENE GEÇMİŞ OLSA BİLE. HEM DE UNUTMAMAK VE AFFETMEMEK ÜZERE.